in

BÜYÜK İNSAN

General savaş öncesi son hazırlıklar yapıldıktan sonra eğitim alanında etkili bir konuşma yapıyordu. İşgal için girdikleri topraklarda ordusuna haklılık psikolojisini aşılamak için elinden gelen herşeyide yapmaya çalışıyordu o anlarda.

-“O toprakları özgürleştireceğiz.Gerekirse tek bir canlı kalmayana kadar savaşacağız bu yüce dava için.Ve siz çok büyük insanlar olarak tarihe adınızı altın harflerle yazdıracaksınız-” deyince binlerce asker hep bir ağızdan alkışlamış ve ıslıklarla desteklenmişti generallerini…Sonra aileleriyle vedalaşmak için ayrıldıklarında birliklerinden, sanki hepsi küçük birer canavar büyütmeye başlamışlardı yüreklerinde. Duygusuz küçük bir canavar…

Bu Edwart’ın ilk dış göreviydi. Eve geldiğinde sekiz yaşındaki oğlu Jones’ın yine bilgisayarının başında arkadaşıyla mesajlaştığını görmüştü.Ailesine bu durumu söylemek biraz zor oldu. Ama en sonunda savaş için adını belirtmediği bir ülkeye gideceğini söyledi oğlu ve eşine. Hemen hazırlanmalıydı.Oğlu Jones ne kadar sorsada nereye gideceğini söylemedi.

Sırt çantasını yüklenmiş evden çıkarken oğlunun elinde sıkı sıkıya tuttuğu oyuncağına takıldı gözü.Biran duraksayıp öylece baktı. Sonrada çıkıp gitmişti…

Kullandığı zırhlıyla masum sivillerin olduğu ülkeye girdiğinde tek hedefi büyük insan olmaktı generalinin söylediği gibi…

Hiçbir güçlük çekmediler. Zaten oldukça fakir olan ülkede karşılarına onları durdurabilecek hiçkimse çıkmamıştı.Birliğin en sonundan ilerlediği için ve kendisinden önce geçiş güzergahları kendi tabirleriyle temizlendiği için hiçbir siville karşılaşmamıştı binlerce kilometre boyunca… En sonunda yazılı bir emir ulaştı eline. Şehrin doğusundaki küçük köydeki direnişçileri geri püskürtmesi istenmişti…

Edwart söz konusu köyün hemen yakınında emrindeki askerle durdu.Birkaç saat dinlendikten sonra ansızın saldırmayı planlamışlardı o köye.

Gün aydınlanana kadar beklediler.Sabahın ilk ışıklarıyla çantasını açıp ailesinin resmine birdefa daha bakmak istemişti.Anı defterinin içindeki aile resmini sıkıştırdığı sayfada bir not görünce ise tüyleri diken olmuştu.

-“O masum insanların yerinde benim olduğumu düşün baba. Yine aynısını yaparmıydın? Hiçte büyük bir insan değilsin? Sana baktığım yerden küçücük görünüyorsun-” yazıyordu o notta.

O an da telefonu çaldı.Eşi Marina idi arayan. Ve,

-“Jones yok.. Tüm şehri arasamda bulamadım. Bilgisayar ekranında yazıştığı arkadaşına attığı son mesajı okudum.Bu çocuk çıldırmış olmalı.Savaş bölgesindeki arkadaşının yanına gitmek için evden kaçmış. Senin kullanacağın arajın bagajına saklanacağını yazmış arkadaşına-” dediğinde yüzü bembeyaz kesilmişti.

Kullandığı askeri aracın bagajına baktı hemen. Jones’ın bagaja dülürdüğü bilekliğini gördüğünde çılgına dönmüştü.

-“Binlerce kilometre bagajda gelmiş. Bu çocuk gerçekten çıldırmış olmalı-” dediğinde telaşla dürbünü eline almıştı. Ve kilometrelerce ilerideki köye baktı. Oğlu Jones’ın elindeki oyuncağıyla köye girdiğini ve daha sonra siyahi bir çocukla kucaklaştığını görmüştü. O an ise bombalar yağmaya başlamıştı köyün üzerine….

Edwart yıldırım gibi koşmaya başladı o saniye köye doğru. Yüreğinde derin bir korku gözlerinde yaşlarla olabildiğince hızlı olmaya çalışıyordu. Düzlükteki dikenli ağaçlar bedenini yırtsada umurunda bile değildi…

Tam köye girdiği anda ise elli metre ileriye bir bomba düşmüş, ve toz dumadan hiçbirşey görünmemişti biran…

Sonra ise yerde kanlar içinde yatan oğlunu gördü. Deliye dönmüştü.Köy halkının korkmuş bakışları arasında oğlunu kucağına alırken, yerde yatan yaralı bir çocuk daha gördü. Bilincinin kapalı olduğunu anlafı o an. Jones can acısıyla titreyen sesiyle ,

-“Benim için ne yapıyorsan Afelay içinde yap. Onu yaşat baba. Bu insanları da öldürme… Hepsini yaşat.Eğer beni seviyorsan yap bunu-” demişti…

Jones’ı köyün dışına taşıdıktan sonra. Afelay’ı da taşımış. Sonra köydeki tüm insanları aynı güvenli alan çıkarmıştı. Kendilerini savunmak için korkuyla ellerinde tuttukları kazma küreklere baktıkça kendinden utanmıştı Edwart. Emrinde olan bölüğünden, sağlıkçı çağırıp tüm yaralıları tedavi ettirdi…

Ve tüm sivilleri canı pahasına korudu günlerce.Erzağını paylaştı onlarla. İstila bitene kadar kendinden iğrenmişti adeta Edwart. Yaralı oğlunu güvenli bir yere taşımak için bir fırsat kollarken, oğlu ve arkadaşı Afelay’ın yattıkları sedyelerde el ele tutuşmalarını defalarca izlemişti gözyaşlarıyla…

Tam otuz kişinin hayatını kurtarmış, bir ay süren istilanın ardından ise tüm yaptıklarından dolayı görevden uzaklaştırlmıştı Edwart… Birdaha askeriyenin önünden bile geçemeyeceği için sonsuz bir mutluluk vardı içinde.

Oğlu ve Afelay ayrılarken ise,Jones elindeki oyuncağını yıllardır bilgisayar vasıtasıyla tanışıp konuştuğu arkadaşına verdi gözyaşlarıyla…Ayrıldıkları için üzgün, ama yaşamalarına vesile olduğunu için okadar mutluydu ki Jones.

Edwart ise ülkesine döndükten sonra farklı bir meslek seçti. Ve kazandığı paranın bir bölümünü hep oldukça fakir olan Afelay ve ailesine yolladı.Yüzlerini görmesede bu para yardımı çok uzun yıllar devam etti…

Altmış yaşına geldiğinde ise ağır bir hastalık geçirdi Edwart. Doktorlar kurtuluş ümidi yok diyorlardı.Ailesi ise büyük bir kampanya başlatıp Edwart için yardım istemişti tüm dünyadan.Yardım kampanyasının sürdüğü günlerde dahada kötüleşti durumu…

Ve en sonunda bir gün hastalığına dayanamadı. Evde olduğu yere düşüp kalmıştı… Zorlu ve ölüm riski çok fazla olan bu ameliyatı hiçbir doktor görev edinmemişti.Bilinci kapalı halde uyutulduğu yoğun bakımda ölümü bekliyordu belkide…

Aradan böylece üç gün geçmişti. Ve üçüncü günün sabahı gözlerin açtı Edwart. Yastığının yanında ise bir oyuncak birde not görmüştü gözlerini açtığı an. Çok uzun seneler önce oğlunun Afelay’a verdiği oyuncağı hemen hatırladı. Notu okuduğunda ise derin hıçkırıklarla gözyaşlarına boğulmuştu…Şöyle yazıyordu o notta:

-“İnsanları ödüren değil yaşatandır en büyük insan. Siz bunu yaptınız. Yaşatmayı seçtiniz…Jones’tan ozamanlar öğrendiğime göre hayaliniz çok büyük bir insan olmakmış. Gönderdiğiniz para yardımlarıyla okudum. Ve şimdi tıpkı sizin yaşamanıza vesile olduğum gibi yüzlerce insanı yaşatmaya çalışıyorum…İşte şimdi okadar büyük bir insan oldunuzki….Prof. Dr. AFELAY MAOUSUMİ-“

What do you think?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kötü Bir Ailede Büyüdüğünüzü Gösteren 8 Belirti

Hocası tarafından tokatlanan kadın sporcudan akılalmaz açıklama